Artık Yazamayacağım

Sevgili muhabbet kardeşlerim ve muhterem şahıslar.Aylarca Divit yazdı biz efendi kesildik.Sizi de riyakar duygularımıza hapsettik.

Artık yazamaycağım…Huzurunuzdan ayrılırken helalliklerinizi rica ediyorum…

Esselamun Alekyum…

(divit)

Meyhor’un Duası

Cep delik cepken delik lakin ciğer süzgeçten beter.Celallerden daha çok sinelere iştiyak arzusu veren Cemal’inize; tespihle,postla, seccadeyle kanmak isteyenlere ibret olsun Celle Celaluh, ibret olsun diye bana şarap içinde dahi nûrunuzu hissettiriniz…

Siz(Gafururrahiym)’i zerrelerde arayanlara,zümrelerde bulamayanlara, bulma yoluna giremeyenlere bir damla şarapta da olsa kemallere idrak nedir öğreten tadınızı öğretiniz…

Siz(Celle Celaluhu)’i kilisede,sinagoglarda arayanlara dahi fırsat veriniz.Ve camiilerde lebaleb arayanlara da, diğerleri için hidayet nazarıyla bakma hidayetini sağlayınız…

Meyhanelerde beşeriyete kanmak arzusundan kurtulacak derecede kaynama noktasına gelen fakat içtimai mahcubiyetinin kurbanı olanlara lütfen, şu sanat şahikası üzümlerin tatlı suyu hürmetine; mezelerin acısını sindirmeye çalıştığı şurupların acısıyla değil, doğduğu günden beri var olan fakat hissedemediği hicran acısıyla yanmağa vardırınız…

Siz(Rahmanurrahiym)’i beytinizde görme şerefini sonsuz bağlılık zarureti olarak gören gaflet mümessillerinin kafasını bir kolanyağı şişesinde dönüdürerek döndürerek gerçek Siz(Doğruların en doğrusunu)’i sema’ etmesine fırsat veriniz…

Başta beni… Alemlerin Sahibi başta beni.Keremine ilmin yetmediği Alim(Kahhar) başta beni ve tüm beşeriyeti çizdiğiniz yollarda, sarhoş ama dimdik, meyhor ama dümdüz giden şaşmazlardan eyleyiniz…

Bize bu karanlık dünyada “İsra” fikriyatı içinde istikametler gösteriniz. Aydınlık huzurunuza vardığımızda da Siz(Hüsn)’i karanlıklarda sevdiğimizin üstünde kendinizi sevdiriniz…

 Ey Cânların Safası, “Sen” demeye dillerin hicab eylediği Ebedülâbâd… Adımız Meyhor idi.Ayyaş’a çıksın adımız ama omuzlarımızdaki kitapların kabında Aşık yazsın…

Dua…

işte böyle…

işte böyle…

Bahar geldi kainat boyandı rengareng
Gayrı ahlakın miğferini çıkarmak gerek

Sokaklara düşsün üryan pür alem-i beşer
Merva yanıltmadan bize yanılgı düşer

Bırakın arabın çirkef bezlerini atın kenara
Zinhar cürmün sıcağı işlemez karalara

İster semavat akıtmasın rahmetin katresini
Biz baş tacı eyledik salyalanın şebnemini

Bağırmasın boşuna yakmasın kendini rad
Tamahkar nefsimiz tanımaz gayrı serhad

Görmeyiz hikmeti be’de işitmeyiz makam
Bedenlere ram olduk, göz âmâ, kulak asamm

Minarelerden yükselmesin yerlere düşsün ezan
Bilmeyiz erşed-u ekber yetimdir bizde izan

Anılmasın nam-ı celil şehbal açmasın arzda
Avaz sonbahar kıldı reng-i lâl kalmadı yazda

Tanımayız ne cennet ne cehennem ne ahiret
Mahşeri bilmeyiz gayrı tek dostumuz rezalet !

işte böyle…

der olduk…
dert olduk..

Divit Dede

(17/haziran/07)

İnleyen Bir Nâyım

 Bir hicran hülasası olarak ulu çınarların gölgesinden ancak bu gün kurtulabilmiş saygıdeğer bir dimağ engin bir yürek…Leylâ Hânım…Bu şiiri O’nun hicranının, hasretinin geniş özeti niteliğinde.

Derd-i isyana müptelâyım Yâ Resûlallâh!
Kapında bir bahtı karayım Yâ Resûlallâh!
Umardım hep cemâl-i pâkinden teceİlîler,
Bak şimdi; firaka sezayım Yâ Resûlallâh!

İnlerken nây-ı kalbim ümîd-i feyzinîı; dâim,
Cürmümle o demde cüdayım Yâ Resûlallâh!
Saçılır iklİm-i pâkinden âleme rahmet,
Ben neden kuruyup solayım Yâ Resîlallâh!

Ne şevkti tüterken bûyun herdem seherlerde,

Ya şimdi, inleyen bir nâyım Ya Resûiallâh!
Kabul kıl mücrimi, kovma kapmdan ne olur!
Kovarsan kime sızlanayım Yâ Resülaüâh!

Yanmışım isyanla, yakma hicranla Ey Nebî!
Bittim billahi; pür şekvayım Yâ ResBIallâh!
Günah bana yaraşmaz, doğru… Af sanin sânın
Sen varken kime dert yanayım Yâ Resûlallâh

Leylâ Hânım

Âşk bizi affetsin…

“gayb olmak isterken tevazu nağmelerinde
pusuya düştük süm’a hengamelerinde”

derdimiz hicranın kara telleriyle
girift kaneviçeler ördüğü peçeli gecelerde
dil, dil’e “rana” dediğinden çarşafımızı attık
pişman olduk !

yamalı çaputlara da razıyız lakin…
kara olsun…

tûti gibi söyleyip kendimizi dinlediğimiz
baykuşların ağıt yaktığı sızlayan gecelerde
peltek kanarya bize “şakı” dediğinden nara attık
pişman olduk !
lal dillere de de razıyız lakin…
mahcub olsun…

divit’in harflerini istişare ettiğimiz
beyitlerin kafiyelerini aradığı karanlık gecelerde
kağıt mürekkebe “beyza” dediğinden okka kırdık
pişman olduk !
çatlak taslara da razıyız lakin…
derin olsun…
bir yangının ısıcaklığıyla uyuduğumuz
alevin harlandığı ülüzgarlı gecelerde
riya bize “kül oldun” dediğinden ona kul kesildik
pişman olduk !

bir kıvılcıma da razıyız lakin…
afüvv olsun…
âşk’ın şulesine…
zilletvari…

divitDEDE

bizde aşk-ı reng değişiktir…

Ramazan ayı bu yıl da geldi yine;
Vurdu bukağıyı aklın bileğine;

Tanrım bu halka bir gaflet ver de bari
Ramazanı Şevval sansınlar bu sene.
Hayyam
***
muhibbim..
yarıdan sonrası görünmez olmuş gözlerine
gören aklına inat bu kör hissiyat
sen kurban değilsin bu hissiyatına
ya sen alim ya ben cahil…
bizde ramazan bilmezdik vû şevval
lakin biz de aşk-ı reng değişiktir !

muhibbim
idrakimiz bizim ahiri vel evvel
lakin rengi şerabın değişiktir
bizde ramazan bilmezdik vû şevval
lakin biz de aşk-ı reng değişiktir !

muhibbim
velhasılıkelam
aylar gelip geçsede ömürden
biz de meyhor idik senin gibi söğüt gölgesinde
ne vuhuşu tasavvur ne beşeri şemal
bizde ramazan bilmezdik vû şevval
lakin bizde aşk-ı reng değişiktir !

Sana(cc) nereden ulaşacağız?

Bilmezdim
Ab-ı hayat sen ile mevtte imiş…
Ölmezdim…
Ab-ı hayat sen ile cezbde imiş…

***
Sana(cc) nereden ulaşacağız
hep dillerin mahcubane kabullendiği
parantez içlerine sığdırılan ünvanını
duyupta
“seviyoruz ama…âşık olamadık…. !”
deyeceğiz…

Sana(cc) nereden ulaşacağız
erimeyen karlara inat güneşi kavuran
kainata sığdırılmaya çalışılan ateşini
hissedipte
“yanıyoruz ama…kül olamadık….!”
deyeceğiz…

Sana(cc) nereden ulaşacağız
şarap diye inleyenlere inat dönen
zerratı sarhoş eden sem’aını
çerh eyleyipte
“dönüyoruz ama…pervane olamadık…!”
deyeceğiz…

Sana(cc) nerden ulaşacağız
“belki gölgeme anlatabilirim” deyip
mumun baştacı ettiği al rengi şulene
bakıpta
“amâ değiliz ama…gören olamadık..!”
deyeceğiz….

Sana(cc) nereden ulaşacağız
kat kat irin kaplı nikabın ardından
gönüllere kafesini kırdıran cazibeni
hissedipte
“mevt olduk ama…CEZB olamadık…!”
deyeceğiz…

Parentezlerden kurtulacak
Celle Celaluhu sıfatının hatırına…

âşuk olamadan
emsalsiz ateşinle yanmadan
kül olamadan
sem’anla meyhor kalmadan
pervane olamadan
şulene amâ gibi bakmadan
gören olamadan

CEZBİNİ TADMADAN
MEVTİNE VARMADAN..
.
er-rica !
Sultanım…

geceler yarimiz

 

Geceler bize yâr oldu…
gecenin bu vakti…
bir ben uyanığım…
bir de…
Alim’î şeb-i yelda…

 

“işte sor” diyecek kadar cüretkar değil
lakin cürete boyun eğecek kadar mahcubane de
hicabhanede
geceler gibi kapkaranlık

lakin yine geceler gibi aydınlığı bekleyen de

 

“geceler kaç saat bilirim” diyecek kadar zillet değil
lakin zillete el pençe divan durduracak kadar rezil de
zillethanede
geceler gibi karanlık
lakin yine geceler gibi aydınlığı bekleyen de

 

Geceler bize yâr oldu
gecenin bu vakti
bir ben yanığım…
bir de…
Alim’î şeb-i yelda…

 

saat 3:01….

sorma…

 

Sorma rengim niçin al’dır varak-ı beyza
Ki Divit rahnedar çehre-i pak’inden.

***

hallerimi sorma
yine gurub göründü
bir oyunun ortasındayız !
derler…
tebessüm…
geçer…

 

hallerimi sorma
yine divit kırmızı yazıyor
bir deryanın ortasındayız !
derler…
tebessüm…
geçer…

 

hallerimi sorma
yine kulaklar sağırlaştı
bir alemin içindeyiz !
derler…
tebessüm…
geçer…

 

hallerimi sorma
yine mahcubane kaldı beden
bir zilletin kalbindeyiz !
derler…
tebessüm…
geçer…

 

hallerimi sorma
yine akmaz düştü katre
bir çölün zerratındayız !
derler…
tebessüm…
geçer…

 

hallerimi sorma
yine çerağ sandı kendini kalb
bir ataşın kırmızısındayız !
derler…
tebessüm…

göçer…

Şem vû Pervane (Mum İle Kelebek)

 

Gün dönüpte kamere yenik düşünce
Başlar ızdıraplı geceler…
Giyisileri kanlar içinde şem,
Yeniden yeniden yanmaya başlar aşk acısıyla
Yüreğindeki ateş her gece daha fazla bitirmekte onu
Kanlar yeniden boşalmaya başlar
Görenler bataklıkta sanır mumu
Ateşten kanı bile ısınmıştır artık
Eski yarelerin üzerinden süzülüp
Yeniden yakmaya başlar onu.
Derken…Duyulur sevdanın feryatları
Yana yana;döne döne yaklaşmakta aşkın ıstırabına
Tam kavuştum derken…
Zalim ateş,kızgın aşk ateşi yakmaktadır tenini
Mum kavuşamayınca ona doğru
Ve sevdasının kavuşamadığını
Kendine ulaşamadığını görünce erimeye başlar
Aşk ateşi yaktıkça yakar mumu
Ya kelebek?Perişan kelebek.
Yakıyor kanatlarını ateş
Her “yaklaşayım,sarılayım” derken yanar kanatları
Yanar,o özenilmiş bezetilmiş eşsiz güzelliği
Bir yandan şem erir aşkından
Bir yandan pervane…
Ateş yaktıkça mumu erir git gide
O kadar ki boğulacak olur kendi kanıyla
Ateş yaktıkça kelebeğin kanatlarını
Ölür gibi olur git gide
Onlar çabaladıkça yandılar,eridiler
Mum bekledikçe,pervane kavuşmaya çalıştıkça
Takatsız kaldı artık ikiside
Mum son kanını akıtmakta
Kelebek kanatsız kalmaya alçalmaya başlamakta.
“Ne tatlıdır ya Rab;bu gönül sevdası
Ne eşsiz ya Rab; bu aşk acısı” dedi şem.
 ”Ne kadar zormuş ya Rab;şem ile bir şeb
Ne kadar hoşmuş ya Rab:şem ile aşk meşk” diye haykırdı pervane.
Ve bitti mumdaki kan,öldü O eşsiz sevdasından.
Söndü zalim ve bir o kadarda tatlı aşk acısı
Yığıldı sereserpe pervanenin sevdası
Hasret bitirdi mumu
Dayanamaz pervane!
“Kahrolsun o zaman şemsiz bir şeb”
Bıraktı kendini ölü ve sıcak maşuğun vücüduna
Dayanamadı fazla o da,
O ölümcül sıcaklığa…

 divitDEDE 

« Önceki girişler